13 Aralık 2011 Salı

1169. Casusluk. 3. MİT Raporu: Sonrası



Susurluk döneminin "Mehmet"ler savaşı









Mehmet Ağar' la Mehmet Eymür çekişmesinin tarihi çok eskilere dayanıyor. İkisi de son 40 yılda önemli görevlerde bulundu ve birbirlerini yakından izlediler. Kavgaya tutuştukları dönem ise Susurluk'u yaratan süreçti... "İki Mehmet kavgası" dönemin sadece bazı yönlerini açığa çıkartabilir. O dönemi yakından izleyen bir gazeteci olarak, Susurluk'un basit bir kaza olmadığına inanıyorum. Bunu birkaç kez de yazdım. Kazaya giden süreçte, Çatlı ile en son sanıyorum ekim ayının 22'sinde telefonla konuştum. Yani kazadan sadece 12 gün önce. Bu son konuşmamız oldu. Israrla  Çatlı'dan daha önce söz verdiği ve o günlerde çok konuşulan "Enişte" ile ilgili altı sayfalık raporu istedim ve ne zaman vereceğini sordum. Sözünü ettiğim "enişte" bugünlerde de adı sıkça anılan, dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in eşi Özer Uçuran Çiller'di. O çevrede Özer Çiller'e "enişte" deniyordu. Raporda da, söylendiği kadarıyla eniştenin özel işleri yer alıyordu.  Çatlı'nın ısrarıma cevabı kısa olmuştu: "Rapor hazır, merak etme sana gelecek." Böyle dediğinde raporun gelmeyeceğini biliyordum, konuyu değiştirdim ve o günlerde yaşanan gerginliği sordum. O sıralarda Çatlı ve çevresi ciddi bir sıkışma yaşıyordu. Bir yanda Yeşil'le karşı karşıyaydılar, diğer yanda ise devlet desteğinin çekildiği konuşuluyordu. Hatta verilen silahlar ve kimlikler geri istendiği için devlete öfkeliydiler. Garip bir şeylerin döndüğü kesindi. Gerginlikle ilgili soruma Çatlı'nın cevabı çok ilginçti: "Çok az kaldı, her şey bitecek. Ya o Memet gidecek ya ben... Bu işi bitirdikten sonra seninle ayrıntılı görüşeceğiz." Telefonda "Hangi Memet?" diye sordum ama Çatlı cevap vermedi. Sadece Çin'de bulunan birilerinden bahsetti. Zaten kısa konuşan biriydi ve son olarak "Her şey yakında bitecek" demekle yetindi ve telefonu kapadı. O dönemin etkin iki Mehmet'i vardı. Biri Mehmet Eymür, öteki de Mehmet Ağar. Çatlı hangisini kasetti bilmiyorum. İkisiyle de arası açıktı. Aradan çok geçmedi, 3 Kasım 1996 tarihinde  Çatlı'nın Susurluk'ta bir kazada öldüğü haberi geldi. O konuşmada geçen "yakında her şey bitecek" sözünü hatırladım. Her şey değilse de o bitmişti. Kaza haberini ilk alanlardan biri de bendim. Haberi alır almaz, o dönem Atv Haber Koordinatörü olan Ayşenur Arslan'ı aradım. "Bunu Ali Kırca'ya söyle" dedi. Ve Ali Kırca "Doğru çıkmazsa zor durumda kalırız" gerekçesiyle ne alt yazı verdi, ne de son dakika haberi girdi.  Çatlı  o konuşmadan sonra bir kazayla ortadan kaldırılmıştı. "Bu kadar tesadüf olamaz" diye düşündüm. Sanıyorum öyle düşünen sadece ben değildim. O dönem Çatlı'nın ekibinde olan Özel Harekât polisi Ayhan Çarkın da yıllar sonra kaza olmadığını söylüyordu:  "Çatlı'nın mert bir insan olduğunu anladılar ve onu öldürdüler." O günlerin dosyası açılmaya başlarsa siyasetin tepesinden Genelkurmay'a, polis teşkilatından iş dünyasına akla hayale gelmeyecek kirli ilişkiler ortaya çıkar. Ve en ilginci de bu olayların olduğu dönemde "sol" olduğunu söyleyen SHP'nin hükümet ortağı olması. Düşünsenize rahmetli Erdal İnönü Başbakan Yardımcısı, farklı tarihlerde de olsa Mehmet Moğultay'dan Fikri Sağlar'a, Ercan Karakaş'tan Seyfi Oktay'a birçok "solcu" da bakandı... Bırakın Demirel'i, Çiller'i, Ağar'ı, bu ülkenin "sosyal demokratları" sokak ortasında infazlar yapılırken bakan koltuğunda oturuyorlardı ve iktidar ortağıydılar... Lice yakılırken Deniz Baykal bile giremedi... Gazi olaylarına doğru teşhis koyamadılar.. Ve Madımak yakılırken, 8 saat neden askerin gitmediğine bir cevap bulamadılar ama derin devletin tuzağına düşüp, "öfkeli şeriatçılar" üzerinden siyaset yapmayı bildiler... Aslında olup biten "İki Mehmet'in savaşı" değil, Türkiye'nin temel meselelerini zorla bastırmak isteyenlerle, demokrasi içinde çözmek isteyenlerin kavgasıdır. Bu kavga hâlâ bitmiş değil, sürüyor... Türkiye'nin topyekûn temizliğe ihtiyacı var. 

1168. Casusluk. 3. MİT Raporu: Öncesi ve Sonrası


"Listeyi bilen ve yaşayan tek kişi o"

yeni haber Giriş Saati : 13.12.2011 10:54 Güncelleme : 13.12.2011 10:57

DYP hükümeti döneminin bakanlarından Salim Ensarioğlu, 1992'de Diyarbakır'da toplanan MGK'da 1200 kişilik Kürt işadamı listesinin tartışıldığını iddia etti. Milli Güvenlik Kurulu'na (MGK) sunulduğu söylenen 'Kürt işadamı listesi' ile ilgili yeni bir iddia da DYP'li eski Bakan Salim Ensarioğlu'ndan geldi. Ensarioğlu, Diyarbakır'da hem bakanlar kurulunun hem de MGK'nın olağanüstü toplandığı 27 Ağustos 1992 tarihine işaret ederek, "O gün Diyarbakır'da yapılan MGK toplantısında 1200 kişilik Kürt işadamı listesinden bahsediliyor. O zamanlar bu konu sağda solda çok konuşuldu. Özal ve İnönü öldüğüne göre bunu en iyi Sayın Süleyman Demirel bilir" dedi. Radikal gazetesinin haberine göre; PKK'nın büyük eylemlerine sahne olan 1992'de Güneydoğu'da iç savaş görüntüleri hâkimdi. Tarihin en kanlı Nevruz'undan sonra 18 Ağustos'ta PKK Şırnak'ı basmış ve ortalık kan gölüne dönmüştü. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Turgut Özal inisiyatif kullanarak bakanlar kurulu ve MGK'yı Diyarbakır'da topladı. Cumhurbaşkanı, Başbakan, komutanlar ve bakanlar toplantı sonrası geceyi de Diyarbakır'da geçirdi. O tarihte Diyarbakır Milletvekili olan Salim Ensarioğlu, şehirlerinde ilk kez toplanan MGK'ya şu günlerde faili meçhul cinayetler soruşturması nedeniyle gündemde olan 'Kürt işadamı listesi'nin sunulmuş olabileceğini ifade etti. Toplantı sonrası şehirde daha sonra Ankara'da liste konusunun sıkça konuşulduğunu ifade eden Ensarioğlu, "Kısa bir süre sonra Sayın Demirel'in yeğeni İbrahim Tatlıses'e "sen de listedesin' dediği ortaya çıkmıştı. Turgut Özal ve Erdal İnönü rahmetli oldular. MGK'ya böyle bir liste sunulup sunulmadığını en iyi bilecek kişi Sayın Süleyman Demirel'dir" dedi. Ensarioğlu'nun sözünü ettiği 1992 yılı MGK'ya Başbakan Demirel ile birlikte Yardımcısı Erdal İnönü, İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ve Milli Savunma Bakanı Nevzat Ayaz katılmıştı. Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda ise Orgeneral Doğan Güreş oturuyordu.

1992 en kanlı yıldı

Faili meçhullerin ve iç çatışmanın zirveye çıktığı 1992 yılı aynı zamanda Kürt sorununa çözüm arayışlarına da sahne olmuştu. Cumhurbaşkanı Özal, bu konu için Sözcüsü Kaya Toperi ve Yaveri Kurmay Albay Arslan Güner'e 10 sayfalık 'Kürt Raporu' hazırlattı. Raporda, "Karşılaştığımız sorunun basit bir terör olgusunun çok ötesinde olduğu aşikârdır" deniyordu. Özal, siyasi trafiği de hızlandırmıştı. 1992'nin mart ayında Çankaya Köşkü'nde DEP milletvekilleri Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Orhan Doğan'la görüştü. Sakık, Özal'ın bu görüşmede "Genel af çıkarıp sorunu kökünden çözeceğim" dediğini aktardı. Özal'ın raporu, Mart MGK'sında görüşülmüştü ancak MGK'dan bir hafta sonra yaşanan kanlı Nevruz'da 100'e yakın insanın ölmesi siyaset yerine şiddeti yeniden öne çıkardı. Özal'ın talimatıyla ANAP Milletvekili Adnan Kahveci de bir "Kürt Raporu" hazırladı ve aralarında Kürtçe yayının da bulunduğu bir dizi demokratik açılım öngören rapor mayıs MGK'ya sunuldu. Kahveci'nin raporunda, "Askeri yöntemle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır. Bugün Kürt sorunu siyasal bir kriz halini almıştır. Cesur siyasal adımlara ihtiyaç vardır. Bu nedenle Kürt realitesi, Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilerek, Kürtler'in siyasal hakları verilmelidir" deniliyordu. Uçak kazasında hayatını kaybeden Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yazdığı Kürt Sorunu'nun çözümüne ilişkin son mektup da yine Ağustos 1992'de Diyarbakır'da toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nda ele alınmıştı.

Eski MİT'çi Ataç ifade verdi

Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel 'faili meçhul cinayetler' soruşturması kapsamında dün de eski MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanı Yavuz Ataç'ın 'şüpheli' sıfatıyla ifadesini aldı. İfadenin ardından Ataç şu açıklamayı yaptı: "Ben rahatım. Bana sormayacaklar mı? Ben Eymür'ün yardımcısı olarak görev yapmışım. Haklı... Adaleti aydınlatmamız lazım."

Menteşe: Liste MGK'da olabilir

Tansu Çiller'in Başbakan olduğu dönemde İçişleri Bakanı olan Nahit Menteşe, geçen hafta Akşam'a verdiği röportajda 'Kürt işadamları listesinin' olduğunu söyledi. Menteşe, "Liste, istihbarat birimlerinden bize gelmişti. Bu listeyi MGK'ya sunmuş olabilirim. Dönemin özel kalem müdürü gizlilik olduğu için belgeyi imha ettiklerini söyledi. Bu listenin bir örneği belki MGK'da olabilir."

27 Ağustos 1992

1992 yılında PKK'nın eylemlerinin artması üzerine Bakanlar Kurulu ve MGK, 27 Ağustos'ta Diyarbakır'da toplandı.

5 Eylül 1992

Bingöl-Genç karayolunda araçlardan indirilen 7 kişi katledildi.

15 Eylül 1992

Batman'ın Kozluk ilçesinde bir minibüsün bombalanması sonucu 10 kişi öldü.

20 Eylül 1992

Yazar Musa Anter Diyarbakır'da suikaste uğradı.

1 Ekim 1992

Bitlis'in Cevizdalı köyünde 30 kişi öldürüldü.

11 Ocak 1993

İstanbul Polisi, LuckyS adlı Panama bandıralı gemide 15 ton uyuşturucu ele geçirdi.

24 Ocak 1993

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu, Ankara'daki evinin önünde arabasına konan bomba ile öldürüldü.

28 Ocak 1993

İşadamı Jak Kamhi'ye suikast düzenlendi. Kamhi, yara almadan kurtuldu.

2 Temmuz 1993

Sivas'ta çıkan olaylarda Madımak Oteli ateşe verildi, 35 aydın can verdi.

4 Eylül 1993

DEP Milletvekili Mehmet Sincar ile DEP Batman İl Yönetim Kurulu üyesi Metin Özdemir öldürüldü.

3 Kasım 1993

Çiller, şu açıklamayı yaptı: "Elimizde PKK'ya yardım eden 60 Kürt işadamının listesi var."

1167. Stratejik Öğeler III

Tema 3: f6 (f3) karesinde fil fedası [3a. f6 karesinde; 3b. f3 karesinde]


3b. Hamle siyahlarda.


Wolf - Pillsbury 1900

Napier - Gunsberg 1902 

Rundback - Dahlberg 1912 

Ivkov - Paoli 1969 

1166. Stratejik Öğeler III

Tema 3: f6 (f3) karesinde fil fedası [3a. f6 karesinde; 3b. f3 karesinde]


3a. Hamle beyazlarda.

O'Kelly - Lengyel 1964

Overath - Epp 1957

Alekhine - Sterk 1921

Wolf - Przepiorka 1922

12 Aralık 2011 Pazartesi

1165. SY. DESC Newsletter

DESC Newsletter 50 çıktı.


Capablanca,Jose Raul - Bernstein,Ossip [C66]
San Sebastian San Sebastian (1), 1911
[JvR, Pezzi, PS, Mulde]


Dies ist Capablancas erste Turnierpartie in Europa. [PS] We follow the competition between Capablanca and Rubinstein. Doctor of Law Bernstein objected against the participation of Capa on formal grounds: the young man had never participated in a master tournament. Other players were amused when the drawing of lots resulted in an encounter between the antagonists in round one. [JvR] 1.e4 e5 2.Nf3 Nc6 3.Bb5 Nf6 4.0–0 Be7 5.Nc3 d6 6.Bxc6+ Tarrasch tadelt diesen Zug: "Was der Abtausch an dieser Stelle für einen Sinn haben soll, ist nicht ersichtlich. Der natürliche Zug war 6.d2–d4" 6...bxc6 7.d4 exd4 8.Nxd4 Bd7 9.Bg5 "Von Lasker in seinem ersten Wettkampf mit Janowski eingeführt und seit dem Petersburger Turnier 1909 als stärkste Fortsetzung anerkannt. Ich halte den Zug für schwach, da er lediglich zum Abtausch des schönen Läufers führt und so das schwarze Spiel erleichtert und seine Entwicklung fördert. Die von mir im Turnier zu Manchester 1890 zuerst gespielte Entwicklungsweise b2–b3 nebst Bb2 führt sehr häufig zu einem Mattangriff auf den Punkt g7 und ist bei weitem vorzuziehen." (Tarrasch) 9...0–0 10.Re1 [Lasker played 10.Qd3 against Cohn in St.Petersburg 1909.] 10...h6 11.Bh4


Nh7!? The knight moves offside. ["Die beste Methode, Ausgleich zu erlangen, wurde in der dritten Partie des Weltmeisterschaftskampfes Capablanca-Lasker von letzterem gezeigt: 11...Re8 12.Qd3 Nh7 13.Bxe7 Rxe7 14.Re3 Qb8 15.b3 Qb6 [Golombek]] 12.Bxe7 Qxe7 13.Qd3 Rab8 14.b3 Ng5 [¹14...Rfe8 15.-- Nf8]


15.Rad1 [Tarrasch findet keine guten Worte für Capablancas Eröffnungsbehandlung. Er empfiehlt an dieser Stelle 15.f4 Tarrasch; Deep Rybka 4.1 x64: 15.Rad1 Ne6 16.Nxe6 fxe6 17.f3 e5 18.Na4 h5 19.Qc4+ Kh7 20.Qa6 h4 21.Qxa7 Be6 22.h3 c5 23.Kh2 Qf7 24.Qa5 c4 0.31/19 ] 15...Qe5 16.Qe3 Ne6 17.Nce2 Qa5!? The exchange of knights is wiser. [Tarrasch hält 17.-Qa5 für gefährlich und empfiehlt 17...Nc5 ; Deep Rybka 4.1 x64: 17...Nxd4 18.Qxd4 Qxd4 19.Rxd4 Rfe8 20.f3 c5 21.Rd2 a5 22.Nc3 a4 23.Kf2 f6 24.g4 Kf7 25.Kg3 Rb7 26.h4 Ra8 27.h5 axb3 0.10/21 ] 18.Nf5 Nc5 [A risk is taken by 18...Qxa2?! 19.Qc3 mit der Drohung Ra1. [PS] 19...Qa3 (19...Qa6 20.Nf4 mit der möglichen Folge 20...f6 21.Qg3+– Prins 21...g5! 22.Ng6! Rf7! 23.Nxh6+ Kg7 24.Nxf7 Kxg6 (if 24...Kxf7 25.f4) 25.Nxd6 cxd6 26.Rxd6 Rb7 27.e5 und Weiß gewinnt. (Capablanca)) 20.Ned4! Nxd4 21.Rxd4 Bxf5 22.Ra4 Qc5 23.Qxc5 dxc5 24.exf5²] 19.Ned4 Kh7 [19...Qxa2? 20.Ra1 Qb2 21.Reb1+– mit dem Verlust der Dame.] 20.g4!? The young master plays with frivolity. --- "Ein typischer Capablanca- Zug, der vollkommen mit der sichtlichen Leichtigkeit harmoniert, mit der Weiß die ganze Stellung aufgebaut hat. (...) Eine der phänomenalen Eigenschaften des Kubaners war gerade seine selten versagende Intuition beim Erkennen solcher Situationen, in denen "Ausspannung" an die Stelle von Anstrengung treten musste." (Prins) 20...Rbe8 [20...Qxa2?? 21.Ra1 Qb2 22.Reb1] 21.f3 Ne6


22.Ne2?! Kasparow hält diesen Zug für zweifelhaft: "Ein rein intuitives Opfer des Bauern a2 um Angriff gegen den König zu erlangen. (...) Ich glaube, Mitte der 20er Jahre würde der Kubaner 22.Ne2?! schon nicht mehr gespielt haben." Auch Tarrasch tadelt diesen Zug, findet allerdings Anerkennung für die Kühnheit des jungen Kubaners, der zwei Bauern auf dem Damenflügel opfert, um am Königsflügel anzugreifen. [Deep Rybka 4.1 x64: 22.Kh1 Ng5 23.Kg2 d5 24.Qd2 Qxd2+ 25.Rxd2 c5 26.Ne2 dxe4 27.Rxd7 exf3+ 28.Kf2 fxe2 29.Rxc7 Re4 30.Rxe2 Nh3+ 31.Ke1 Rxg4 32.Rxa7 Rd8 33.Ne3 Rg1+ 34.Nf1 Kg6 35.Ree7 0.10/18 ] 22...Qxa2?! "Schließlich nimmt Schwarz den Bauern. Ich darf hierzu bemerken, dass Dr. Bernstein, der mir dies in unserer damaligen Konversation mitteilte, nicht die leiseste Ahnung von dem hatte, was nun folgt. Man sollte ihn aber nicht allzu sehr tadeln, da die der Stellung innewohnende Kombination sehr tief ist und schwer vorherzusehen. (Capablanca) [22...Qb6 , statt des Textzuges, hätte die Stellung vereinfacht, aber trotzdem wäre der Anziehende in Vorteil. (Capablanca) Hiernach schlägt Kasparov als mögliche Folge vor: 23.Kg2 Qxe3 24.Nxe3²] 23.Neg3 [Deep Rybka 4.1 x64: 23.Qd2 Qb2 24.Nc3 Qa3 25.Ra1 Qc5+ 26.Qe3 Qxe3+ 27.Nxe3 Ra8 28.Kf2 Rfb8 29.Red1 Rb7 30.Kg3 f6 31.h4 g6 32.Ra5 c5 -0.11/20 ] 23...Qxc2? "Das zweite Schlagen ist verhängnisvoll, aber wie ich schon zuvor sagte, hat Schwarz keine Ahnung ... von dem Sturm, der sich über ihm zusammengebraut hat. Wie Lasker bemerkte, war hier 23...f7–f6 notwendig. Setzte Weiß darauf seinen Angriff mit 24.Nh5 fort, folgte 23...Rf7." (Capablanca) [Hier schlägt Lasker vor: 23...f6 gefolgt von Rf7. Nach 24.Nh5 (Capablanca) setzt Kasparov mit 24...Rf7 25.Nxh6 gxh6 26.Qc3 Qa3 27.Nxf6+ Rxf6 28.Qxf6 Qc5+ 29.Kh1 Ng7= fort und sieht keinen Vorteil für Weiß.] 24.Rc1 "Solchen Belästigungen ist eine alleinstehende Dame, die sich leichtsinnig auf Abenteuer begeben hat, natürlich sehr oft ausgesetzt." (Tarrasch kannte sich aus mit alleinstehenden Damen. -rm-) [Hier plädiert Kasparov für 24.Nh5 Qc5 25.e5! Qxe3+ 26.Rxe3 Nc5 27.Nfxg7=] 24...Qb2 25.Nh5 Rh8? Gemäß Capablanca gab es nichts besseres, gemäß Kasparow ist dies der entscheidende Fehler. Er empfiehlt 25...g6–g5!? oder 25...Rf8–g8!?, worauf Weiß zwar weiterhin Angriff hat, aber ein Gewinn nicht nachzuweisen ist.Tarrasch erwägt hier auch 25...Re8–d8. [Correct is ... PS: (Nur) Interessant ist auch 25...Rg8! (overprotects g7) '!?' PS. 26.Kh1! (the king leaves the diagonal a7–b1) (26.Re2 Qe5 27.f4 Qb5 28.Nfxg7?! Rxg7 29.Nf6+ Kh8 30.f5 Ng5 und es ist unklar, ob Weiß die Partie halten kann. (Kasparov); 26.Nhxg7 Rxg7 27.Qxh6+ Kg8) 26...g5! 27.e5?! (better is 27.Red1 ) 27...Nf4! 28.Nf6+ Kh8 29.Qg1 Bxf5 30.Nxe8 Rxe8 31.gxf5 Rxe5 32.Rxe5 Qxe5µ Black has an advantage.; Falls 25...g5 then so 26.e5 f6 (Hier übersieht Capablanca den Zug 26...Nf4! 27.Nxf4 Rxe5 28.Nd3 Rxe3 29.Nxb2 Rxb3 with excellent play for Black (Kasparov). mit ausgezeichnetem Spiel für Schwarz. (Kasparov)) 27.Qd3 und Weiß gewinnt. (Capablanca); Auf 25...g6 then gewinnt 26.Qxh6+ Kg8 27.e5 gxh5 28.gxh5 mit der Idee, den Turm auf die g-Linie zu bringen. Weiß gewinnt. (Capablanca)] 26.Re2 Qe5 27.f4 Qb5


28.Nfxg7! Weiß findet eine 'petite combinaison'. "Schließlich sehen wir klar das Ergebnis der Züge des Damenspringers. Dieser Zug stellt den Wendepunkt durch die bereits im 21. Zug eingeleiteten Kombination dar." (Capablanca) 28...Nc5? [Ich erwartete 28...Nxg7 29.Nf6+ Kg6 30.Nxd7 f6! PS. (Die Drohung war 30...Qb6? 31.f5+ Kh7 32.Nf6#) 31.e5 (Mieses) 31...Kf7 32.Nxf6 Re7 33.Ne4 und die schwarze Position ist unhaltbar. (Capablanca); or 28...Ref8 29.Nxe6 fxe6 30.e5 Rhg8 31.h3 Rg6 32.Rd2 Weiß gewinnt offenbar in beiden Fällen.; Die von Panov hier vorgeschlagene Verteidigung 28...Rd8! 29.f5 (29.Nf5!? Qb6 30.Ra1 a5 (30...Nc5? 31.Kh1 Bxf5 32.Qc3 Rhg8 33.Nf6+ Kh8 34.Nxg8+ Kxg8 35.gxf5+–) 31.Kg2 Qxe3 32.Rxe3 c5 33.Ne7ƒ Kasparov) 29...Nf8 (29...Nxg7?? 30.Nf6#; 29...Nc5 30.g5 Qd3 31.g6+! Kasparov) 30.e5! führt anscheinend zu einem unparierbaren Angriff für Weiß. (30.Qc3 Qc5+ (30...Qe5= ist weniger lustvoll, aber klar besser. [Mulde]) 31.Qxc5 dxc5 32.e5 Eine Lust fürs Auge! [Prins]) 30...Rg8 (30...Qxe5 31.Qd2 Qb5 32.Qb2 Rg8 33.Nf6+ Kxg7 34.Nxd7+ Kh7 35.Nf6+ Kh8 36.Re7+–) 31.e6 fxe6 32.fxe6 Nxe6 33.Qe4+ (33.Nxe6!? Rxg4+ 34.Kf1 Qxh5 (34...Qf5+ 35.Rf2 Qxe6 36.Nf6+ Kg6 37.Nxg4+–) 35.Nxd8 c5! 36.Rf2! Bb5+ 37.Ke1 Qh4 38.Ne6 Re4 39.Nf8+ Kg7 40.Kd2!! Qg4! (40...Rxe3 41.Rg1+) 41.Qc3+ Kg8 42.Qg3 Qxg3 43.hxg3 Kg7 44.Re1+– ist ein Verbesserungsvorschlag von Kasparov.) 33...Kh8 34.Nxe6 Qxh5 (34...Bxe6? 35.Qxe6 Qxh5 36.Qf6+ Kh7 37.Re7+) 35.Rg2 Panov. Hier setzt Kasparov mit 35...Bxe6 (35...Qe8 36.Qd4+ Kh7 37.Nxd8 Qxd8 38.Qd3+ Kh8 39.h3 fort, mit der besseren Position für Weiß.) 36.gxh5 Rxg2+ 37.Qxg2 (37.Kxg2 Bd5) 37...Rg8 38.Qxg8+ Kxg8 39.Rxc6 (39.b4 Bd5 40.Ra1 c5) 39...Bxb3 40.Rxc7 und es ist nicht ganz klar, ob Weiß gewinnt.; Der 28.Zug ist der letzte Fehler Bernsteins. Mehr Widerstand konnte er mit 28...Qb6 leisten. --- Dieser Meinung muss man sich nicht anschließen: [Mulde] 29.Nxe8 Bxe8 30.e5+– und Schwarz wird gegrillt. [Mulde]] 29.Nxe8 Bxe8 30.Qc3 f6 31.Nxf6+ Kg6 32.Nh5 Rg8 33.f5+ Kg5 34.Qe3+ Kh4 35.Qg3+ [35.Qg3+ Kg5 36.h4# Für diese Partie erhielt Capablanca den Rothschild-Schönheitspreis von 500,-- Francs.]


1–0

1164. Stratejik Öğeler II

Tema 2: f6 (f3) karesinde at fedası [2a. f6 karesinde; 2b. f3 karesinde]

2b. Hamle siyahlarda.


Blackburne - Schallopp 1889

Chigorin - Schlechter 1905

Capablanca - Hardy 1909

Breyer - Reti 1920

1163. Stratejik Öğeler II

Tema 2: f6 (f3) karesinde at fedası [2a. f6 karesinde; 2b. f3 karesinde]


2a. Hamle beyazlarda.

Heydebrand - Seligo 1836

Morphy - Bird 1858

Eiffe - Heiman 1887

Ranneforth - Simonson 1905

11 Aralık 2011 Pazar

1162. Stratejik Öğeler I

Tema 1: f6 (f3) karesinde piyon fedası [1a. f6 karesinde; 1b. f3 karesinde]


 1b. Hamle siyahlarda.



 Spielmann - Nyholm 1912



 Kotov - Tolush 1956



 Fridh - Eisinger 1960

1161. Stratejik Öğeler I

Sayın okuyucular, deneme/sınama amaçlı olarak IM Turhan Yılmaz'ın tematik kurs örneklerini stratejik öğeler başlığı altında topluyoruz.

Tema 1: f6 (f3) karesinde piyon fedası [1a. f6 karesinde; 1b. f3 karesinde]


1a. Hamle beyazlarda.


Alekhine - Junge 1942
 

  Alexander - Bogoljubow 1951


 Gheorghiu - Portisch 1963

1160. Casusluk. 3. MİT Raporu: Sonrası



Eymür'ün anlattıkları ne anlama geliyor?


Eski MİT mensubu Mehmet Eymür'ün gözaltına alınması şaşırtıcıydı, nasıl bir ifade vereceği, kimleri hedef alacağı merakla beklendi. Eymür, Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel'in yürüttüğü faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma nedeniyle sorgulandı. Doğal olarak söyleyecekleri de "faili meçhul cinayetler"le ilgili olacaktı. Eymür sıradan bir isim değildi ve faili meçhuller de birkaç kendini bilmezin "rutin" dışına çıkması değildi. Dolayısıyla Eymür'ün söyleyecekleri çok önemliydi. Yayınlanan ifadeler doğruysa, Eymür ana eksende yeni bir şey söylemiyor. 1994'te kendi yazdığı  MİT Raporu'nda yer alanlarla, daha sonra Susurluk Skandalı'nın patlamasıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu'nun aldığı ifadelerde ve Özel Tim'cilerin yargılanma sürecinde söylenenleri biraz ayrıntılarıyla tekrar ediyor. O dönem için Mesut Yılmaz hükümetinin hazırlattığı Kutlu Savaş'ın Susurluk Raporu'nda yer alanlar daha radikaldi. Tabii bir MİT görevlisinin tanıklık etmesi önemli... Bazı ilişkilerin altını çizmesi göz ardı edilemez. Ama ilginçtir, dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in kapsama alanına giren birkaç ismin ötesine geçilmiyor.  Mehmet Ağar'dan Özel Tim'cilere, Abdullah Çatlı'dan Kaşif Kozinoğlu'na Alaattin Çakıcı'ya veya Yeşil'e uzanan bir listeden söz ediyor. İsimler de ilişkiler de bugün bile insanı dehşete düşürüyor doğru ama o ilişkilere tanık olan bir MİT görevlisinin 90'ları sadece o ilişkilerden ibaret olarak sunması şaşırtıcı. Hatta Çiller'le ilgili şöyle diyor: "O dönemde Tansu Çiller için 'Cesur kararlar alıyor, erkek gibi kadın' şeklinde söylenen sözler kendisini etkilemekteydi. Bu yüzden bazı şeylerin kendi inisiyatifi dışında yapılmasına ses çıkarmamıştı."  Oysa 90'lar, bugünümüzü de derinden etkileyen önemli olayların olduğu yıllardı. O yıllarda Uğur Mumcu gibi laik aydınlardan Kürt yazar Musa Anter'e, Jandarma Komutanı Eşref Bitlis'ten Kumarhaneciler Kralı Lütfü Topal'a onlarca insana suikast düzenlendi. Dahası bu ülkenin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dan bakanı Adnan Kahveci'ye birçok insanın ölümü şüpheliydi ve bugün de soruşturuluyor. Ayrıca teröre karşı mücadele adıyla binlerce sıradan insanın faili meçhul cinayete kurban gittiği de biliniyor.Eski İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, 40 Kürt işadamı ile ilgili ölüm listesinin MGK'ya sunulmuş olabileceğini söylüyor. Peki, tüm bunlar birkaç kişinin rutin dışına çıkıp, başbakanın da ses çıkarmadığı işler miydi? Yoksa Emekli Koramiral Atilla Kıyat'ın söylediği gibi bir devlet politikası mı?Türkiye,  Mehmet Eymür'ün "derin devleti" es geçen sınırlı ifşaatını çoktan aştı. Artık, muvazzaf generallerin tutuklandığı, eski kuvvet komutanlarının darbe girişimi nedeniyle yargılandığı bir Türkiye'deyiz. Örnekleri çarpıcı da olsa yapılanları, "birkaç kötü adam"ın kötü niyetine bağlıyor olması bilinçli bir tercih. Bu noktada şu sorunun cevabını merak ediyorum;  Türkiye'nin "derin devleti" sözünü ettiği o birkaç kişi miydi?  O dönem darbe yapmaya, siyasete müdahale etmeye hevesli askerler hiç mi rutin dışına çıkmadı? Gayri resmi tarihin sır adamı asıl sırları kendisine saklıyor. Eymür'ün söyledikleri arasında çok çarpıcı bir gerçek var; o da her şeyin devlet tarafından kayıt altına alınması... Bir devlet düşünün, suç işleyen de olsa vatandaşları kaçırılıyor, haraç alınıyor, işkence edilerek öldürülüyor ama o hiçbir şey yapmıyor sadece kaydediyor. İnanılmaz ama Eymür buna tanık olduğunu söylüyor. Dersim'le yüzleşmek istiyorsak, "kirli" yakın tarihimizle de yüzleşmemiz gerekiyor. MİT o arşivleri yargıya mutlaka açmalı. İşte o zaman karanlık tarihimizle "samimi"yüzleşme gerçekleşir.

1159. Günlük Yaşam


YÖK Başkanı Özcan'ın görev süresi sona eriyor


07.12.2011 - 11:42


YÖK Başkanlığına 10 Aralık 2007 tarihinde atanan Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, görev süresini 10 Aralık 2011 Cumartesi günü tamamlayacak. Özcan, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde (ODTÜ) öğretim üyesi iken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından YÖK Başkanı olarak atanmıştı. Özcan, görevi Prof. Dr. Erdoğan Teziç'ten devralmıştı. 5 Mart 1951'de doğan Özcan, Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden 1973 yılında mezun oldu. Yusuf Ziya Özcan, 1973-1975 yılları arasında aynı bölümde asistan olarak görev yaptı. Daha sonra sosyoloji eğitimine ABD'deki Chicago Üniversitesinde devam eden Özcan, yüksek lisansını 1978 yılında, doktorasını da 1981 yılında tamamladı. ABD'den dönüşünün ardından 1981 yılında ODTÜ'de öğretim görevlisi olarak çalışmalarını sürdüren Özcan, aynı yıl yardımcı doçent, 1989 yılında da doçentliğe yükseldi. Özcan, 2003 yılında profesör oldu. Bir süre ODTÜ Sosyoloji Bölüm Başkanlığı görevini de yürüten Prof. Dr. Özcan, TÜBİTAK'ta Başkan Danışmanlığı görevinde de bulundu. Prof. Dr. Özcan, sosyoloji, araştırma metotları, oy verme davranışı, polis, sosyal istatistik, istatistik, sosyal kontrol ve sapma, sosyal tabakalaşma ve hareketlilik konularında ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda kitap, makale ve çalışma yayımladı. Özcan döneminde üniversite sayısı 103'ü devlet, 61'i vakıf, 7'si vakıf meslek yüksekokulu olmak üzere 171 oldu. 2007 yılında üniversitelerde 2 milyon 453 bin 664 olan toplam öğrenci sayısı ise 2011 yılında 3 milyon 817 bin 86'ya çıktı.

-Eski başkanlar-

Özcan, Prof. Dr. İhsan Doğramacı, Prof. Dr. Mehmet Sağlam, Prof. Dr. Kemal Gürüz ve Prof. Dr. Erdoğan Teziç'in ardından YÖK'ün beşinci başkanı olarak görev yaptı. YÖK'ün ilk başkanı, aynı zamanda YÖK'ün kurucusu ve Yükseköğretim Kanunu'nun mimarı İhsan Doğramacı oldu. Doğramacı, 1992 yılında istifa ettikten sonra Prof. Dr. Mehmet Sağlam göreve başladı. Sağlam, 1992-1995 yılları arasında YÖK Başkanlığı görevini yürüttü. Sağlam'ın siyasete girmek için YÖK Başkanlığı görevinden ayrılmasından sonra yerine Prof. Dr. Kemal Gürüz atandı. Gürüz, 1995-2003 yılları arasında YÖK Başkanlığı yaptı. Ardından YÖK Başkanlığı görevini devralan Prof. Dr. Erdoğan Teziç ise 2003-2007 yılları arasında başkanlık yaptı.

-Nasıl atanıyor?-

Yükseköğretim Kanunu'na göre, YÖK Genel Kurulu; cumhurbaşkanınca, rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmet yapmış profesörlere öncelik vermek suretiyle seçilen 7, Bakanlar Kurulunca üst düzeydeki devlet görevlileri veya emeklileri arasından seçilen 7 ve Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) tarafından kurul üyesi olmayan profesör öğretim üyelerinden seçilen 7 olmak üzere toplam 21 kişiden oluşuyor. Bakanlar Kurulu ve Üniversitelerarası Kurulca seçilen adayların üyeliği, cumhurbaşkanının onayıyla kesinleşiyor. Dört yıl süreyle olan kurul üyeliğinde süreleri sona eren üyeler kurula yeniden seçilebiliyor. Cumhurbaşkanı, genel kurul üyeleri arasından 4 yıl süreyle bir başkan seçiyor. Kanun ve yönetmelik hükümleriyle Yükseköğretim Genel Kurulu ve Yürütme Kurulu kararlarının uygulanmasından sorumlu olan başkan, seçimi kurula verilen akademik personelin ve diğer kişilerin atamalarını yapıyor.

10 Aralık 2011 Cumartesi

1158. Günlük Yaşam

Ferhat Barış, geri döndü


07.12.2011

Tam 12 yıl önce, 28 Şubat'ın derin operasyonlarının yaktığı kor ateşler henüz sönmemişken uyarmış; fakat inanmayanlar olmuştu. "Hiç gitmediler, sadece karanlığa çekildiler, yine gelecekler!" demişti, gazeteci-yazar Ferhat Barış. Ne yazık ki zaman onu haklı çıkardı. Medyanın içindeki derin ve karanlık bağlantıları deşifre eden Barış, Maskeli Balon'dan sonra 'Açın Sesini Müziğin' ve 'Bizi Helak Eder Misin Allah'ım' kitaplarıyla arşivdeki parçaları birleştirip görünen perdenin üzerini yırtmıştı. Barış, yeni kitabı 'Vaizi Vurun'da bir kez daha oyunu bozuyor. 'Nefretin Ordusu&Kötülük Şirketi' alt başlıklı kitapta, yapılanmanın tarihsel başlangıç noktasına uzanıp, güncel örnekleriyle Nefretin Ordusu'nu analiz ediyor yazar. Kitapta medya dünyasının 'saygın' isimleri kendi yazıları üzerinden bir tutarlılık testine tabi tutuluyor. Erbabı bilir, ama kitaptaki testten kimlerin kaldığına şaşıranlar da çıkacaktır. "O şarkı bitti beyler" diyerek Tayyip Erdoğan'a çıkışıp şimdi yanından ayrılmayan gazeteciyi duyunca, Nefretin Ordusu'nun hangi isimlerden oluştuğuna, Abdullah Gül'ün eşi için "O kadından nefret ediyorum" diyen sürpriz isme, "Hilafet eksenli şeriat devleti"ni körükleyen medyanın amiral gemisindeki kalem sahibine şaşırmayın. "AK Parti ve Gülen'i Bitirin!" emrinin Haliç'te Yaşayan Simonlar'ı nasıl harekete geçirdiğini, medyadaki operasyon merkezinin karanlık 'oda'klarla nasıl işbirliğine gittiğini okurken ise hayretlere düşmemek elde değil. Kitabın sonu ise tüm bu yaşananlar için Fethullah Gülen'in yaptığı yorumlara ayrılıyor.

1157. Günlük Yaşam

Ameliyattan sonra ilk mesaiyi Dolmabahçe Ofisi'nde yaptı


11.12.2011


Başbakan Tayyip Erdoğan, iki hafta aradan sonra mesaiye başladı. 26 Kasım'da sindirim sistemi ameliyatı geçiren ve İstanbul Kısıklı'daki evinde istirahat eden Başbakan Erdoğan, dün konutundan ayrıldı. Kızı Sümeyye Erdoğan ile Dolmabahçe'deki çalışma ofisine giden Başbakan'ı burada Vali Hüseyin Avni Mutlu karşıladı. Sarayın bahçesinde bir süre yürüyen Erdoğan'ın ofise girişi sırasında geniş güvenlik önlemi alındı. Başbakan, Dolmabahçe'de 1,5 saat kaldı. Başbakan Tayyip Erdoğan, mesaisini Kısıklı'daki evinde sürdürdü. Dolmabahçe'deki Başbakanlık çalışma ofisinden evine geçen Başbakan, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'i kabul etti. Dinçer ile yaklaşık 1,5 saat görüştü. Başbakan Erdoğan, ameliyatının ardından resmî programlarını iptal etmişti. İstirahati boyunca sadece üç isimle Kısıklı'daki evinde bir araya geldi. Geçtiğimiz cumartesi günü ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'la görüşen Erdoğan, terör ve ABD sonrası Irak'ı masaya yatırmıştı. Erdoğan, bu ilk görüşmesinin ardından çarşamba günü de Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife El Tani ile KKTC Başbakanı İrsen Küçük'ü kabul etmişti. Erdoğan, Küçük'ü de kapıya kadar uğurlamıştı. Öte yandan Başbakan, Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda gerçekleştirilen İlim Yayma Cemiyeti'nin 60. kuruluş yıldönümü etkinliklerine telgraf gönderdi. İlim Yayma Cemiyeti'nin kendisinin de mezunu olduğu imam hatip okullarının açılmasında öncü rol üstlendiğini belirterek, "İlim Yayma Cemiyeti, bizim neslimiz başta olmak üzere, geniş bir kitlenin eğitiminde milli ve manevi değerlere daha güçlü şekilde sahip çıkmasında fedakârane bir sorumluluk yüklendi." ifadelerini kullandı. Erdoğan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin kabulünün 63. yıldönümü dolayısıyla da mesaj yayımladı. Türkiye'nin beyannameyi ilk imzalayan ülkeler arasında olduğunu hatırlatarak, şunları kaydetti: "Hükümet olarak insan haklarının, demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin korunması ve geliştirilmesine büyük önem atfediyoruz. Bu çerçevede, 2010 Eylül ayında halkımız tarafından benimsenen anayasa değişiklikleriyle önemli bir mesafe alınmıştır. Türkiye, her geçen gün daha da olgunlaşan demokrasisiyle, insan haklarına, hukuk devleti ilkesine olan bağlılığıyla dünyada ve bölgemizde örnek bir konumda yer almaktadır."


Başbakan 12 gün sonra işbaşı yaptı

11.12.2011

Başbakan Erdoğan, ameliyatından bu yana dinlendiği evinden dün çıkarak yaklaşık 2 saat Dolmabahçe'deki ofisinde çalıştı. Erdoğan evinde de Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'le 1.5 saat görüştü. Sindirim sistemi ameliyatı sonrası 12 gündür Kısıklı'daki evinde dinlenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün işbaşı yaptı. Kızı Sümeyye Erdoğan'la birlikte Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisi'ne giden Başbakan Erdoğan, 1 saat 50 dakika sonra yeniden evine döndü. Doktorların tavsiyesi üzerine evinin bahçesinde de bir süre yürüyüş yapan Erdoğan, Kısıklı'daki evinde kendisini ziyarete gelen Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'i de konuk ederek 1.5 saat görüştü. 29 Kasım'da taburcu olduktan sonra geldiği Kısıklı'daki evinden dün 11.15'te kızı Sümeyye Erdoğan ile ilk kez çıkan Erdoğan, saat 12.55'e kadar ofisinde çalıştı. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ile görüşen Erdoğan, kızıyla birlikte 13.05'te evine döndü. Evinin girişindeki deftere geçmiş olsun mesajı yazan vatandaşlara arabadan el sallayan Erdoğan'ın Başbakanlık fotoğrafçısının çektiği 4 kare Anadolu Ajansı kanalıyla servis edildi. Erdoğan'ın evinin bahçesinde yürürken çekilmiş fotoğrafı da yayına verildi. Başbakan Tayyip Erdoğan, 10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada "Hükümet olarak insan haklarının, demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin korunması ve geliştirilmesine büyük önem atfediyoruz. Hükümetimiz, Türkiye'nin ileri demokrasi adımlarına hız verdiği gibi bölge ülkelerindeki demokratik değişim süreçlerine yapıcı çabalarını sürdürecektir" dedi. Akdağ: Çalışma arzusunda. Erzurum'a giden Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sağlık durumuna ilişkin soruya, "Başbakanımızın sağlık durumu çok iyi. Aslında o daha önce de çalışmak arzusunda oldu ama hem hekimleri hem ben de istirahat etmesini önerdim" yanıtı verdi. "İstirahat süresini bitirmek üzere" diyen Akdağ, Başbakanın önümüzdeki hafta çalışmalarına başlayacağını bildirdi.

1156. Günlük Yaşam


YÖK başkanlığına Çetinsaya atandı


10.12.2011 - 20:01

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK başkanlığına Prof. Gökhan Çetinsaya'yı atadı. YÖK Başkanlığı'na atanan Çetinsaya, İstanbul Şehir Üniversitesi rektörü. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK Başkanlığına İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya'yı atadı. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada, "Sayın Cumhurbaşkanımız, Yükseköğretim Kurulu Üyesi ve Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın görev süresinin 11/12/2011 tarihinde sona erecek olması nedeniyle boşalacak olan Yükseköğretim Kurulu Üyeliğine ve Başkanlığına İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya'yı seçmişlerdir." denildi.


YÖK'ün yeni başkanı Gökhan Çetinsaya

11.12.2011

"Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK Başkanlığı'na, Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya'yı seçti. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Gül'ün YÖK Üyesi ve Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın görev süresinin bugün sona erecek olması nedeniyle boşalacak olan YÖK üyeliğine ve başkanlığına İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çetinsaya'yı seçtiği belirtildi. İstanbul'da 1964 yılında doğan Çetinsaya, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden 1985'te mezun oldu. 2002-2008 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü'nde çalışan Çetinsaya 2005 yılında profesör oldu. YÖK'ün yeni başkanı Çetinsaya, yurt dışında da görevlerde bulunup çeşitli ödüller aldı. 2008 yılından beri İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürüten Çetinsaya, evli ve 2 çocuk babası.


YÖK'ün patronu Çetinsaya

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK Başkanlığı'na İstanbul Şehir Üniversitesi'nin Rektörü Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya'yı atadı. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın görev süresinin bitmesine günler kala Prof. Çetinsaya'nın ismi başkanlık için gündeme gelmişti. Çetinsaya'nın rektörlük görevini yürüttüğü İstanbul Şehir Üniversitesi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da bağışçıları arasında bulunduğu Bilim ve Sanat Vakfı tarafından 2008 yılında kurulmuş, ilk öğrencilerini ise 2010-2011 eğitim öğretim yılında almıştı. 47 yaşında evli ve iki çocuk babası Çetinsaya SETA'da araştırmacılık görevinde de bulunmuştu. İstanbul'da 1964 yılında doğan Çetinsaya, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden 1985'te mezun oldu. Aynı fakültede 1988'de yüksek lisansını tamamlayan Çetinsaya, 1994'te University of Manchester Ortadoğu Araştırmaları Bölümü'nden doktora unvanını aldı. Hacettepe Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nde araştırma görevlisi olarak 1986-1994 yılları arasında çalışan Çetinsaya, 1995-1999 yıllarında yardımcı doçent ve 1999-2002 yıllarında ise doçent olarak görev yaptı. 2002-2008 yıllarında İstanbul Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü'nde çalışan Çetinsaya, 2005 yılında profesör oldu.

1155. SY. Zadachy i Etyudy

Problems and Studies (Zadachy i Etyudy), 10-38 arasındaki sayılarından bir kısmı daha elleçlendi. Böylelikle, 9-52 (1995-2010) yılları arasındaki sayılar 23 tanesi dışında tamalanmış oldu.